5 Haziran 2015 Cuma

Haziran 2015

Nazik bir insana rastlamayalı o kadar uzun bir zaman oldu ki, yani taaa şurdan şuraya... Ölçmeye kalksan, hesap karışıp durur, zamanla düğüm olur, kalakalırsın... 

30 Eylül 2014 Salı

Dönecek misin?

Dışarısı çok soğuktu ve kar yağıyordu. Aslında gidecek bir yerim yoktu ama gitmeliydim. Burada kaldığım her saniye hesaplaşması çok daha zor hatalar yapmaya devam edecektim. Yinede, öylece çekip gidemezdim. Duştan çıkmasını bekledim. İki kahve hazırladım. Birini mutfak masasının üzerine bıraktım -şekersiz olanı-, kendi kahvemi alarak cam kenarındaki koltuğa uzandım. Doğru bir cümle olmalıydı. Evet, mutlaka olmalıydı. Bu durumu açıklamalıydım. Doğru cümleyi bulamadan duştan çıkıp geldi. Kahvaltı etmek ister misin? diye sordu. Dolapta yiyecek bir şey yoktu. En az dört defa kontrol etmiştim. 'Hayır' dedim. 'Sen bilirsin' dedi. Tezgahın üstündeki rafı açıp mısır gevreği çıkardı. Musluğu açıp biraz su ekledi ve bulaşıkların arasından bir kaşık alıp masaya oturdu ve yemeye başladı. İçimden neden oraya da bakmadın ki diye yakındım. Açtım. Gerçekten açtım. Ama şimdi aç değilmiş gibi davranmalıydım. Koltuktan kalktım, yatak odasına gittim. Yatağın yanında, yerde durmakta olan sigara paketini alıp mutfağa döndüm. Hala musluk suyuyla yaptığı mısır gevreğini yiyordu. Bir yandan da buz gibi olmuş kahveyi içiyordu. Paketten bir sigara alıp paketi masaya bıraktım ve koltuğa, az önce uzandığım yere uzandım. Mısır gevreğini bitirdi, tabağı durulamadan bulaşıkların yanına bıraktı, masadaki paketten bir sigara alıp yaktı ve yanıma uzandı. Lütfen sarılma, lütfen sarılma diye yalvardım içimden. Sarılmadı. Sigarasından bir nefes alıp yüzüme üfledi. 'Sigaranı yakmamışsın' dedi. 'Biliyorum' dedim. 'Bilmiyorsun' dedi. Bilmiyordum. O söylemese farkına bile varmazdım. 'Biliyorum' dedim, sesimi biraz yükselterek. Onu yere itip koltuktan kalktım. Ayaklarımın altında öylece yerde yatıyordu. Hiç istifini bozmadı. Sadece, rahat edebilmek için, bir elini başının altına koydu, bir bacağını diğerinin üstüne attı. 'Dönecek misin?' diye sordu. 'Hayır!' dedim. 'Burada kalacağım. Zaten gidecek bir yerim de yok. Sen kovana kadar buradayım.' 'O zaman banyoya git ve yıkan' dedi. 'Çok pis kokuyorsun...'Fotoğraf: Bill Brandt; Eaton Place Nudebillbrandt

13 Ağustos 2014 Çarşamba

PES

-I-

Nerede arıyorsan

Orada

Beklediğin tufan

Belleğinden sürekli silinip duran

Zamanın taşımaktan yorulduğu

Anılardan

Kopmak istemedikçe

Düzmeceyle gerçeğin

O şekilsiz çamuruyla

Kaplanıyor şimdi

Dünden yarına bulaşan kir

Özgeçmişine yazılıyor

Günbegün

Sen bir kurmacasın

Bulmaca sanıyor kimileri

Başkaları da beklemişti

Mülkün sandığın o elemi

Bekçiler gelip geçtiler

  -II-

Nerede duruyorsan

Orası kaçtığın yanlış

Varıp varacağın tek şey

İşte bu

Yaşadığın

Anlamsız dağılış

Birileri birşeyler söylemişti elbet

Senden bahseden

Birkaç dayanaksız methediş

Pes dedin tüm bunlara

Pes artık!

Güray ONOK

4 Ağustos 2014 Pazartesi

BAŞARISIZ ŞAİR

Git, başarısız şiirlerinle oyalan dedi. Zaten hiçbir işe yaramıyorsun! Bulaşık makinesini boşaltmaktan bile acizsin!.. Sürekli yapacağım diyorsun ama aylardır elektrikli süpürgeye elini sürmedin. O bunları söylerken “vahim “kelimesi geldi aklıma, hatta gözümün önünde havada beliriverdi. Durum vahim miydi? Elektrikli süpürgeyi boşaltmak ne kadar zor bir iş olabilirdi ki?.. Bulaşık makinesi diye düzeltti. Söylediğim hiçbir şeyi dinlemiyorsun zaten. Vahim büyük puntolara döndü: VAHİM. Ben de kendimden bir şey katmak için son harfin yanına bir nokta ekledim. Aslında müzikal bir bağırıştı ama o, sözlere dikkat etmem konusunda ısrar ediyordu. Müzik iyiyse sözlere ne gerek var ki?! Elektrikli süpürgeyi boşaltabilirim dedim. Nefesi kesilmişti. Söyleyecek söz bulamıyordu. Mutfak tezgahından kaptığı bıçağı bacağıma geçiriverdi. “Acı” kelimesi geldi aklıma, hatta havada beliriverdi. Vahim ve Acı’daki harfler birleşerek yeni kelimeler türetiyorlardı. ‘Hacim’ diye inledim... Sayıklamaya başladım. Hava. 

İmha.  

Vaıahmiac !..joker kullanabilir miyim?

14 Temmuz 2014 Pazartesi

BEN BİR FİYASKOYUM (Bir intihar notu!..)

Yusuf Ziya Zeybekoğlu'na;bu yazıdaki satırları ve

hala ikimizin de nefes alıyor oluşundaki katkıları için...

Ben, bu telaştan bıktım artık, sakallarım uzamıyor ve saçlarım seyreldi. Terlediğimde kazağımı çıkarmaya üşeniyorum ve geceleri kalkıp tuvalete gitmeye; kendimi altına kaçırmanın ılık rahatlığına bırakıyorum. Bedenimde kirli korkular dolaşıyor ve korkuyorum kimselerin bir yerlere kaçmasından.Sanki ilk ben varmalıyım o kuytuya. En azından aykırı acılarıma saygımdan, ya da dehşete kapılması için tanrının. Bir yerlerde birileri birilerini düze dursun, düze çıkmaya çabalamıyorum. Yüzüm yok anlayacağınız kışkırtıcı bir rolde yer almaya bu trajedide, siz beni yinede ciddiye alın.Yakınmıyorum hiçbir kabustan,alınıyorum sadece. Bıkmadan usanmadan nasıl mutlu olmaya çalışır insanoğlu.VE MUTLULUK DEĞER Mİ TÜM BUNLARA.......Fazla düşünmeyin siz bunları, buyrun yine kendi şamatanızdan yakın. Elinizde benim gibi bir malzeme varken, varın siz en güzel komedilerinizi benim trajedimden yaratın...EVET, BEN BİR FİYASKOYUM.BEN BİR FİYASKODUR...Başarısız bir ödeviyim tanrının ya da yazgının toprak kaybettiği ilk antlaşma. Mahremiyeti değil kanı tecavüze uğrayan bir yerlinin gözlerinde kayıp giden onuruyum. Kırıp geçirdin beni hayat. Ta dibine sokıyım.Boğdurulması gereken bir şehzadeydim,bunu es geçti zaman.Sıkıldım bu nedensiz unutuşu kurcalamaktan vee uzatmalarının ikinci yarısı henüz başlayan bu derbide içime bir kuşku doluyor: hakem aleyhime penaltı çalabilir.. Üstüne üstlük altın gol için depara kalkan forvet özentisi zavallı bedenim arkadaşlarının ufak bir yardımıyla her an ofsayta düşebilir.Aslında tüm bu temaşa bir hayatı dibe vurdurma çabası...

21 Nisan 2014 Pazartesi

VASATLIĞA BAŞKALDIRI

Bugünün meselesi şiirin okunmaması değil, yazılmamasıdır.

Vasat ve kötü şairler, yanlarına şiirden zerre kadar anlamayan heveslileri de alarak, kendi oluşturdukları dergi ve platformlarda; birgün, birileri belki bizi anlar ya da tarihin şuurunu kaybettiği bir anda birileri bizi dipnot olarak düşer umuduyla vasatlıklarına tapınıyorlar. Tabii ki beyhude bir umut bu. Ama gün, onların günü... Yiyin efendiler!..

Sanatın her dalında olduğu gibi şiirin de köklere, ilham veren yapıtlara ve günceli çöpten ayıracak turnusola ihtiyacı vardır.

Sevmemiş olsak da, zaman zaman burun kıvırmış olsak da geçmişte bu tür isimler, gerçek şiirin ve umut veren şiirin ne olduğunu bize gösterdiler. Şimdi, her zamankinden daha fazla, o yüreklilikte isimlere ihtiyaç duyuyoruz. Oysa bunu yapabilecek isimler al gülüm ver gülüm geçiştiriyorlar günleri. Kendilerine ve şiire ihanet ettiklerinin farkında olmadan.

Şu vasat mahluklar, kıdem sıralarına göre yine birbirlerine ödüller vermeye devam etsinler. Ödüller onların ödülleri. Sanmıyorum ki doğru ve sağlam bir edebiyat eğitiminden geçmiş herhangi birinin onların ödüllerinde gözü olsun. Tam tersi, utanç duyar böyle biri, isimlerinin onlarla anılmasından.

İyi işlere cesaretle kapı açmak niyetinde olan birçok yayınevi hala var. Bu vasatlığın gürültüsünde kaybolup gitmek istemiyorlar. Edebiyat dünyasını iyi kötü bilen herkes farkındadır ki, eğer kendini yanına ya da üzerine koyamıyorsa o yapıtın, kimse o yapıttan bahsetmez. Mücadele edemeyecekleri hiçbir yeteneği yanlarında barındırmazlar. Ya bu zavallılara eyvallah deyip o sığlığa dalacaksınız ya da yazdığınızın neden bir türlü yankı yapmayıp, uzay zaman içerisinde sonsuz bir boşluğa yol aldığına akıl sır erdirmeye çalışmayı bırakacaksınız.

Bugünün meselesi okunmamak değil, varolamamaktır.

25 Ocak 2014 Cumartesi

İSTİFA

'şiir okumuyorum!' diyor

ve makyajını tazelemek için

kalkıyor masadan

ona verebileceğim hiçbir şey yok

ceketimin cebinde

kim bilir hangi ayazda

yarım bırakılmış

bir şişe kanyak

çıkmalıyım buradan

kadınlarla yatmayı

kendime iş edinmekten

sıkılmalıyım artık

Güray ONOK