30 Eylül 2014 Salı
Dönecek misin?
13 Ağustos 2014 Çarşamba
PES
-I-
Nerede arıyorsan
Orada
Beklediğin tufan
Belleğinden sürekli silinip duran
Zamanın taşımaktan yorulduğu
Anılardan
Kopmak istemedikçe
Düzmeceyle gerçeğin
O şekilsiz çamuruyla
Kaplanıyor şimdi
Dünden yarına bulaşan kir
Özgeçmişine yazılıyor
Günbegün
Sen bir kurmacasın
Bulmaca sanıyor kimileri
Başkaları da beklemişti
Mülkün sandığın o elemi
Bekçiler gelip geçtiler
-II-
Nerede duruyorsan
Orası kaçtığın yanlış
Varıp varacağın tek şey
İşte bu
Yaşadığın
Anlamsız dağılış
Birileri birşeyler söylemişti elbet
Senden bahseden
Birkaç dayanaksız methediş
Pes dedin tüm bunlara
Pes artık!
Güray ONOK
4 Ağustos 2014 Pazartesi
BAŞARISIZ ŞAİR
Git, başarısız şiirlerinle oyalan dedi. Zaten hiçbir işe yaramıyorsun! Bulaşık makinesini boşaltmaktan bile acizsin!.. Sürekli yapacağım diyorsun ama aylardır elektrikli süpürgeye elini sürmedin. O bunları söylerken “vahim “kelimesi geldi aklıma, hatta gözümün önünde havada beliriverdi. Durum vahim miydi? Elektrikli süpürgeyi boşaltmak ne kadar zor bir iş olabilirdi ki?.. Bulaşık makinesi diye düzeltti. Söylediğim hiçbir şeyi dinlemiyorsun zaten. Vahim büyük puntolara döndü: VAHİM. Ben de kendimden bir şey katmak için son harfin yanına bir nokta ekledim. Aslında müzikal bir bağırıştı ama o, sözlere dikkat etmem konusunda ısrar ediyordu. Müzik iyiyse sözlere ne gerek var ki?! Elektrikli süpürgeyi boşaltabilirim dedim. Nefesi kesilmişti. Söyleyecek söz bulamıyordu. Mutfak tezgahından kaptığı bıçağı bacağıma geçiriverdi. “Acı” kelimesi geldi aklıma, hatta havada beliriverdi. Vahim ve Acı’daki harfler birleşerek yeni kelimeler türetiyorlardı. ‘Hacim’ diye inledim... Sayıklamaya başladım. Hava.
İmha.
Vaıahmiac !..joker kullanabilir miyim?
14 Temmuz 2014 Pazartesi
BEN BİR FİYASKOYUM (Bir intihar notu!..)
Yusuf Ziya Zeybekoğlu'na;bu yazıdaki satırları ve
hala ikimizin de nefes alıyor oluşundaki katkıları için...
Ben, bu telaştan bıktım artık, sakallarım uzamıyor ve saçlarım seyreldi. Terlediğimde kazağımı çıkarmaya üşeniyorum ve geceleri kalkıp tuvalete gitmeye; kendimi altına kaçırmanın ılık rahatlığına bırakıyorum. Bedenimde kirli korkular dolaşıyor ve korkuyorum kimselerin bir yerlere kaçmasından.Sanki ilk ben varmalıyım o kuytuya. En azından aykırı acılarıma saygımdan, ya da dehşete kapılması için tanrının. Bir yerlerde birileri birilerini düze dursun, düze çıkmaya çabalamıyorum. Yüzüm yok anlayacağınız kışkırtıcı bir rolde yer almaya bu trajedide, siz beni yinede ciddiye alın.Yakınmıyorum hiçbir kabustan,alınıyorum sadece. Bıkmadan usanmadan nasıl mutlu olmaya çalışır insanoğlu.VE MUTLULUK DEĞER Mİ TÜM BUNLARA.......Fazla düşünmeyin siz bunları, buyrun yine kendi şamatanızdan yakın. Elinizde benim gibi bir malzeme varken, varın siz en güzel komedilerinizi benim trajedimden yaratın...EVET, BEN BİR FİYASKOYUM.BEN BİR FİYASKODUR...Başarısız bir ödeviyim tanrının ya da yazgının toprak kaybettiği ilk antlaşma. Mahremiyeti değil kanı tecavüze uğrayan bir yerlinin gözlerinde kayıp giden onuruyum. Kırıp geçirdin beni hayat. Ta dibine sokıyım.Boğdurulması gereken bir şehzadeydim,bunu es geçti zaman.Sıkıldım bu nedensiz unutuşu kurcalamaktan vee uzatmalarının ikinci yarısı henüz başlayan bu derbide içime bir kuşku doluyor: hakem aleyhime penaltı çalabilir.. Üstüne üstlük altın gol için depara kalkan forvet özentisi zavallı bedenim arkadaşlarının ufak bir yardımıyla her an ofsayta düşebilir.Aslında tüm bu temaşa bir hayatı dibe vurdurma çabası...
21 Nisan 2014 Pazartesi
VASATLIĞA BAŞKALDIRI
Bugünün meselesi şiirin okunmaması değil, yazılmamasıdır.
Vasat ve kötü şairler, yanlarına şiirden zerre kadar anlamayan heveslileri de alarak, kendi oluşturdukları dergi ve platformlarda; birgün, birileri belki bizi anlar ya da tarihin şuurunu kaybettiği bir anda birileri bizi dipnot olarak düşer umuduyla vasatlıklarına tapınıyorlar. Tabii ki beyhude bir umut bu. Ama gün, onların günü... Yiyin efendiler!..
Sanatın her dalında olduğu gibi şiirin de köklere, ilham veren yapıtlara ve günceli çöpten ayıracak turnusola ihtiyacı vardır.
Sevmemiş olsak da, zaman zaman burun kıvırmış olsak da geçmişte bu tür isimler, gerçek şiirin ve umut veren şiirin ne olduğunu bize gösterdiler. Şimdi, her zamankinden daha fazla, o yüreklilikte isimlere ihtiyaç duyuyoruz. Oysa bunu yapabilecek isimler al gülüm ver gülüm geçiştiriyorlar günleri. Kendilerine ve şiire ihanet ettiklerinin farkında olmadan.
Şu vasat mahluklar, kıdem sıralarına göre yine birbirlerine ödüller vermeye devam etsinler. Ödüller onların ödülleri. Sanmıyorum ki doğru ve sağlam bir edebiyat eğitiminden geçmiş herhangi birinin onların ödüllerinde gözü olsun. Tam tersi, utanç duyar böyle biri, isimlerinin onlarla anılmasından.
İyi işlere cesaretle kapı açmak niyetinde olan birçok yayınevi hala var. Bu vasatlığın gürültüsünde kaybolup gitmek istemiyorlar. Edebiyat dünyasını iyi kötü bilen herkes farkındadır ki, eğer kendini yanına ya da üzerine koyamıyorsa o yapıtın, kimse o yapıttan bahsetmez. Mücadele edemeyecekleri hiçbir yeteneği yanlarında barındırmazlar. Ya bu zavallılara eyvallah deyip o sığlığa dalacaksınız ya da yazdığınızın neden bir türlü yankı yapmayıp, uzay zaman içerisinde sonsuz bir boşluğa yol aldığına akıl sır erdirmeye çalışmayı bırakacaksınız.
Bugünün meselesi okunmamak değil, varolamamaktır.
25 Ocak 2014 Cumartesi
İSTİFA
'şiir okumuyorum!' diyor
ve makyajını tazelemek için
kalkıyor masadan
ona verebileceğim hiçbir şey yok
ceketimin cebinde
kim bilir hangi ayazda
yarım bırakılmış
bir şişe kanyak
çıkmalıyım buradan
kadınlarla yatmayı
kendime iş edinmekten
sıkılmalıyım artık
Güray ONOK